Günde Bir Parça Erozyon – Gözlemlerle Ailemizdeki Sessiz Zayıflama
-
Mahalle sohbeti: Eskiden kapı komşusu sohbeti sıradandı. Şimdi “senin işlerin nasıl?” sorusuna “iyiyim” cevabı yetiyor; daha derin bir meraka gerek duymadan kapılar kapanıyor.
-
Toplu taşıma: Yüzler maskeyle kapatılmış. Gözlerde tanışma yok; yer vermek, bir selam göndermek bile artık adeta bir ritüel.
-
İş yerlerinde: Teşekkür değil, not yazısı; “iyi iş çıkardın” yerine “performans kriterine uygun”. Dostluk yerini işleve bırakıyor.
-
Ekranlarımız: Haber akışları kazanıyor, dram dorukta; duygunun yerine tepki, düşüncenin yerine his öne geçiyor.
Bu kopuşlar, bireysel değil; kolektif bir çürümeye işaret ediyor. Günlük hayatın röntgeni gibi.
Küresel Gölgeler
Bazı düşünürler, modernlikten dert yanmışlardır. Kitapta Civilized to Death (Reddit üzerinden erişilen alıntılara göre) diyor ki:
“If it’s making us unhealthy, unhappy, overworked… what’s all this progress really worth?”Reddit
Yani, modern ilerlemenin maliyeti; fiziksel hastalıklar, ruhsal tatminsizlik, yalnızlık, yabancılaşma ve güvensizlik oluyor.
William Blake da “London” şiirinde endüstrileşen şehirdeki ahlaksal yozlaşmayı şöyle tarif eder:
“They abandon their old… foster lies... Each small darkness breeds another.”Vikipedi
Günümüze taşırsak, her bahşedilmemiş selam, her göz kırpamayan bakış bir karanlığın tohumudur.
Sessiz Çöküşü Durdurmanın Yolu
Peki ya durdurulabilir mi bu çürüme? Evet. İki anahtar var:
-
Farkındalık: Masaların, ekranların, otomasyonun ötesinde insanî teması hatırlamak. Komşuna selam vermek, iş arkadaşına teşekkür etmek, dinlemek.
-
Yakınlık Ritüelleri: Ailede bir akşam tabağını paylaşmak, arkadaşla kısa görüşmelerde bile kalp atışını dinlemek.
Yani çözüm; yapay değil, insanî bağlarla başlıyor.
Son Söz ; Küçük Işıklar, Büyük Direnç
Bu yazıda anlatılanlar, bir çöküş manifestosu değil. Bir hatırlatma, bir çağrı:
Toplumsal değerler sessizce düşerken biz fark ettiğimiz sürece, o çöküşü durdurabiliriz. Dostluğun, karşılıksız bir selamın, sıcak bir tebessümün gücü yetmez gibi görünse de yeter.
Camus demiş ya:
“Gerçek dost, hangi rolü üstlense ışığını kaybetmez.”
O ışığı, kendi hayatlarımızda yeniden yakmak elimizdedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder